Dijital Para, Dijital Yaşam, Dijital Yükseliş. Beklediğimiz Bu muydu?

Dışarıdan paket geldi ya da biz alışveriş yaptık ve dışarıdan geldik. Evin kapısını açmadan önce bir virüsle “savaştığımızı” hatırlayıp ayakkabıları, montu, çantayı ve sonra da torbaları dikkatlice dezenfekte etmek gerek.
Sonra kapıdan girer girmez soluğu banyoda alıp elleri yıkamak.

Dışarıda yaptıklarımızı tek tek gözden geçirmek. Mutfağa gidip torbaları boşaltmak. Telefon çaldı, kapı çaldı, e-posta geldi, WhatsApp bildirimi geldi. Bütün bu düzen içinde belki de defalarca “neyi ne kadar doğru yaptığımızı da gözden geçirmek!”…

Televizyonda “virüs”le ilgili haberler. Sadece yerel değil tüm dünya basınında hiçbir zaman olmayan bir şey gerçekleşmiş: Sadece tek bir haber var. Dünya gündemi haklı olarak sadece ve sadece pandemi etrafında dönüyor.

Virüs…

Dış haber yok, politik haber yok (Şaşırtıcı değil mi?), magazin haberi yok, spor haberi yok.
Arkadaşlarla görüşmek yok. Sevdiklerini görmek ve özlem gidermek yok. Bir dakika, akıllı telefon uygulamalarıyla “bu” mümkün. O zamana kadar hayatında değerini bilmeden hatta önemsemeden meşgul olduğun pek çok günlük hobi -artık- ne zaman döneceğini bilmediğin bir sürece kadar yok!..

***

Peki, ne var?

Mesela, “Sağlıklı nefes alıp verme nasıl olur?” dijital eğitimleri var. Dijital yardımlaşma var. Dijital meditasyon var. Dijital olarak “neyi yemelisin, neyi yememelisin” bilgileri var. Kimseyle görüşemiyorsun ama dijital olarak herkesin hayatının içine giriyorsun. Herkesin ne yaptığını biliyorsun.
Karantinada saçını nasıl boyadığını anlatanlar.
Ya da karantina günleri sonrasında ilk defa sokağa çıktığında şaşkınlıktan ve duygu boşalmasından ağlayıp “Allah’ım, ne günlere kaldık?” diyenler.
Gerçeküstü bir filmin içinden son derece sıradan sahneler gibi.
Şu günlerde kanıksadığımız günlük biçime dönmüş, yaşam hikâyelerimiz.
Peki, beklediğimiz yükseliş bu muydu?
Hani yıllardır konuşulan, kuantum sıçrama, dijital çağa geçiş, dünya boyutunun yükselişi, 3D’den 5D’ye geçiş.

***

Çin’de Wuhan kentinde bir yarasadan insana geçen, oradan ışık hızıyla tüm dünyaya yayılan ve hayatlarımızı bir anda değiştiren bu “kâbus” aslında dualitenin ve illüzyonun parçası olmasın?
Neye, nereden ve nasıl baktığının bir parçası?

Din olgusu, sevgi anlayışı, güven, ekonomi, kültür, sosyal faaliyetler, yakınlaşma, kısaca insana ait ne varsa -bir sabah- bir kara deliğin içine girdi.
Oysa cevap tam da burada!

Mevlana’ya sormuşlar: “Bir şey oldu, hayatım darmaduman oldu. Karıştı. Ne yapmalıyım?” O da cevap vermiş: “Altının üstünden daha iyi olmayacağını nereden biliyorsun?”
Şimdi sırada dijital para, dijital iş kolları, dijital bir dünya var.

Ya da tam tersi.

Peki, sen bu uyanışın ya da yeni dünyanın neresindesin?

Nietzsche’nin savunduğu gibi Bengi Dönüş içinde misin, yoksa kendi realitesini hayata geçirme yolunda, var olan her şeyi yaratanın sonsuz olasılıklar zinciri içinde kalp gözünü açıp “Vardır elbet bir sebebi,” diyenlerden misin?

Şu ya da bu şekilde, dualite insanlığa hizmet eden bir akıl karmaşasıdır. Zihin ne kadar sakin olursa olaylar bizi o kadar az etkiler. Nefs, madde ve mana beden arasında bazen kolayı seçse de, uyanışlar kolay olmaz. Madde ve mana geçişi arasındaki bütünü ve illüzyonu keşfedenler ne dünde ne gelecekte, sadece anda yaşarlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir