İngiltere Başbakan Yardımcısı’ndan Suriye krizine destek

Türkiye’ye 2 günlük bir ziyarette bulunan Nick Clegg, Türkiye-İngiltere ilişkilerinin önemini vurguladı

İşte, İngiltere Başbakan Yardımcısı’nın Türk basınına hitaben hazırladığı o konuşma!!!

Bu yaz, Londra Olimpiyat Oyunlarına ve Paralimpik Oyunlara ev sahipliği yaptığımız görkemli bir kaç hafta boyunca Birleşik Krallık, tüm dünyanın odağı halindeydi. Her iki etkinlik de Birleşik Krallığı en güzel haliyle tanıttı. Milyonlarca izleyici, birinci sınıf spor etkinliklerini izlemek için birinci sınıf mekânlara akın etti. Olimpiyat Stadyumundaki canlı akşamda Aslı Çakır Alptekin’in tarihi 1500m koşusunda aldığı altın madalya ile Türk sporseverlerin de bu yarışlarda özel anlar yaşadığını biliyorum.

En akılda kalıcı hatıralardan birisi de muhteşem gönüllüler bandomuzun dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler için gerçekleştirdiği hoş geldin karşılaması olacak diye düşünüyorum. Ve işte, beraberimde getirdiğim Britanya iş dünyasının temsilcileriyle birlikte bu hafta Ankara ve İstanbul’a yapacağım ziyaretler de o karşılamada gösterilen açık yüreklilik ruhunu taşıyor olacak.

Uzun yıllardır yıldız gibi parlayan bir büyümeyle Türk ekonomisi bu yıl rahat bir şekilde karaya çıkmış görünüyor. Girişimci şirketlerle birleşen genç ve dinamik iş gücü Türkiye’nin son yıllardaki küresel mali çalkantıyla baş edebilmesini sağladı. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine gerçekleştirilen rekor ihracat seviyeleri ise Arap Baharı’nın sunduğu ticari fırsatlara çok çabuk ayak uydurduğunuzu gösteriyor. Ve Avrupa Birliği ile ticaretin önümüzdeki yıllar boyunca Türkiye’nin dünyanın en iyi on ekonomisinden birisi olma hedefinde büyük bir rol almayı sürdüreceğini umuyorum.

Bu hafta yapacağım ziyaret ile gerek burada gerekse Birleşik Krallık’ta ortak refahımızı daha da güçlendirmeyi hedefliyorum. İki yıl önce, hükümetlerimiz ülkelerimiz arasındaki ikili ticareti 2015 itibarıyla iki katına çıkartmak gibi son derece hırslı bir hedef belirlemişti. Büyük bir memnuniyetle söyleyebilirim ki bu hedefi başarma yolunda hızla ilerliyoruz. Fakat bu tabii ki bizi rahata düşürmedi ve bu hafta beraber seyahat ettiğim heyetin bizleri bu hedefe daha da yakınlaştıracağından hiç kuşkum yok.

Temaslarımız sırasında, ilişkilerimizi derinleştirmenin en kazançlı olacağı alanlara odaklanacağız. Örneğin, ekonomilerimizin belkemiğini oluşturan küçük ve orta ölçekli işyerlerimiz arasında ticaretin özellikle teşvik edilmesi. Birleşik Krallık, Türkiye’nin ilerideki ekonomik sınamalarla baş edebilmesine yardımcı olabilecek uzmanlığa sahip. Ve ileri imalat gibi Birleşik Krallık için öncelikli olan sanayilerde birlikte çok daha fazla şey yapabilme fırsatımız var.

Bu alanlarda şimdiden kayda değer ilerlemeler sağladık: Aralarında Marks & Spencer, TESCO, Vodafone, HSBC ve Laura Ashley gibi önde gelen firmalarımızın da olduğu 2,200’ü aşkın Britanyalı firma Türkiye’ye yatırım yaptı. Türkiye’ye yapılan Britanya ürün ve hizmet ithalatı yalnızca 2011 yılında %20 oranında bir artış gösterdi. Türkiye’deki en büyük yabancı yatırım gene geçtiğimiz yıl, tüm dünyaya yayılmış bir içecek firması olan ve Mey İçki’yi satın alan Diageo firmasından geldi.

Türkler’in Birleşik Krallığa ilgisi artıyor

Türklerin Birleşik Krallık’a ilgisi de hızla artıyor: Birleşik Krallık’taki birçok evde artık BEKO marka ürünler kullanılıyor. En büyük spor kurumlarımızdan birisi olan Manchester United Futbol Kulübü, Türk Havayolları ile sponsorluk anlaşması yaptı. United’ın rakibi, Liverpool Futbol Kulübü ise Türk giyim sektörünün önde gelen firmalarından Ramsey ile benzer bir anlaşmaya imza attı. Ayrıca Türk finans ve iş hizmetleri sektörü de İstanbul’un bölgesel bir finans merkezine dönüştürülmesi çalışmalarında bir model olarak Londra Finans Merkezi, City of London’ı, her geçen gün artan bir ilgi ile takip etmekte.

Ankara ve İstanbul’da yapacağım görüşmelerde, Birleşik Krallık’ın en büyük artılarını, yani iş odaklı vergi ve yönetmelik ortamını, üniversitelerinin ve araştırma tabanının gücünü ve yabancı yatırıma açıklığımızı öne çıkartacağım. Ayrıca, Türkiye’den gelen ziyaretçilere birinci sınıf bir vize hizmeti sunma yönündeki kararlılığımızı da vurgulayacağım. Her yıl, milyonlarca Türk, Birleşik Krallık’ı turist, öğrenci ya da işadamı olarak ziyaret ediyor. Vizelerinizi zamanında alabilmeniz için sizlere, İstanbul’dan birinci sınıf bir vize hizmeti sunuyoruz. Bu yıl, iş amaçlı olarak Birleşik Krallık’a giden Türk ziyaretçilerden %94’ü vizelerini beş gün içerisinde aldı. Ayrıca, kilit konumdaki Türk işadamlarının daha da hızlı vize değerlendirme süreçlerinden faydalanabilmesini sağlamak için yeni bir “İş Köprüsü” hizmeti uygulamaya başladığımızı belirtmekten de büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Türkiye’deki temaslarımda iş dünyasına ilişkin konuların yanı sıra, Birleşik Krallık ve Türkiye’nin Suriye’de yaşanan trajedide insani yardım çalışmalarımızı daha da iyileştirmek için neler yapabileceğine de değineceğim. Ne yazık ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Esad’ın görevden alınması ve Suriyelilerin onun zulmünden korunması için bir adım atılması konusunda bir birlik sağlayamadı. Türkiye’nin bu başarısızlıktan duyduğu hayal kırıklığı ve sıkıntı hissini paylaşıyoruz. Bu durumun sonuçları ile ilgilenilmesinde, özellikle de toplu sığınmacılar konusunda, Türk Hükümeti ile birlikte çalışmak istiyoruz. Türkiye, bu zorlu durumu gerçekten çok etkileyici bir şekilde ele aldı. Hükümetin, sınırdan akın akın gelen on binlerce sığınmacıya merkezleri açmakta gösterdiği hız gerçekten tüm dünyanın takdirini kazandı. Bu arada Suriye ve civar ülkelerdeki insani acıların hafifletilmesi için şimdiden 30 milyon İngiliz Sterlini vermeyi taahhüt ederek biz de Birleşik Krallık olarak, dünyanın en büyük ikinci ikili bağış sahibi olduk. Şu anda ise önümüzdeki sınama, yuvalarından kaçan yüz binlerce Suriyelinin güvenli bir şekilde evlerine dönmesini sağlayacak barışın tesis edilmesi olacak.

Suriye Krizi’nde, Türkiye’yi destekliyoruz

Suriye krizi, bizlere Avrupa Birliğinin Türkiye’nin üyeliğinden kazanacağı ne çok şey olduğunu bir kez hatırlattı. Ben, uzun zamandır Türkiye’nin AB’ye katılımını stratejik bir gereklilik olarak değerlendirmekteyim. Bu katılım, Türkiye’nin AB’nin en öz ilkelerinden olan hukukun üstünlüğüne dayalı daha demokratik ve özgür bir toplum oluşturma hedefini gerçekleştirmesini sağlayacak. AB’nin bölgedeki nüfuzunu ise inanılmaz bir şekilde arttıracak. Ve tüm dünyaya, Birleşik Krallık’ın olduğu gibi Avrupa Birliği’nin de Türkiye ile çalışmaya hazır olduğu mesajını verecek.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir