Siz evde kalın, biz size gelelim

Yeni çağa uyumlanma şaşkınlığı…

İçinden geçtiğimiz süreç şüphesiz dünyanın tüm coğrafyalarında, kültürlerinde, etnik kökenlerinde, yediden yetmişe tüm insanlığı etkiliyor.
Bir düşünün, insanlık en son ne zaman, hangi durumda böylesine global bir “olay” etrafında birleşti.
Savaş mı?
Sevinç mi?
Ödül mü?
Buluş mu?
Üzüntü mü?
Dünya kaynaklarının tükenmesi mi?
Mültecilerin yeni bir hayat için oradan oraya savrulması mı?

2019’un son aylarında bir virüs çıkıp insanlığın ortak derdi olana kadar kimi gün şikâyet edip kimi gün mutluluktan zıplayarak hayatımızın efendisi olduğumuzu düşünüyorduk.

Her şeyi ama her şeyi kontrol ettiğini zanneden insanoğlu!

Dünya haritasına şöyle bir baktığımızda Covid-19’dan etkilenmeyen çok az bölge kaldı.

Haydi, gözlerinizi kapayın, sekiz yıl öncesine gidin. 2012’de Maya Takvimi’ne göre dünyanın sonu gelmişti. Rivayete göre gece gündüzle birleşecek, bir anda her yer kararacaktı.
Olmadı.
Beklenen son, “bu son” değildi.
İçimiz rahat bir nefes aldı. “Oh,” dedik. Sonrasında teknoloji aldı başını gitti. İnsan ilişkileri hızlı bir ivmeyle, bir sarmalın içine girdi. İnsanoğlu daha fazla, daha çok, daha gelişmiş, daha büyük, daha güzel, daha yeni derken hep “daha” ların peşinden gitti. Hava kirliliği, hızlı tüketim, yalnızlaşma, fazla dışa dönme, yetinmeme, öfke, kibir, kariyer kurbanı olma gibi negatif duygular ve rezonanslar yaşadığımız evrende kolektif bilince yansımaya başladı.
Elimizde son derece gelişmiş, sürekli yenilenen akıllı telefonlar, sürekli değişen sevgililer, yanındakini bile umursamayan bir bilinç gittikçe yoğunlaşmaya başladı.
İçe dönmek “out”, dışa dönmek “in” oldu.
Üzerinde yaşadığımız doğa bize sık sık mesajlar gönderse de insanoğlu kısa süre sonra kendi hayatına dönüp dünya coğrafyalarında olan olayları unutuverdi.
Ta ki bir virüs hepimizi evlerimize hapsedinceye kadar.
Hapsetmek diyorum çünkü hayatının nerdeyse yüzde doksanını ev dışında geçiren kesime evde kalmak zor geldi.
Çünkü belki de ilk defa kendiyle baş başa kaldı.
Öyledir, yüzleşmeler kolay değildir.

***

Bazıları da kendiyle baş başa kalmaya alışıktır. Azla yetinmeye, herkese eşit davranmaya, kalpten yaratmaya, şükretmeye, aldığı nefesi mucize olarak görmeye, evrende olup biten her şeye bitmez tükenmez bir heyecanla bakmaya alışıktır onlar.
Haydi, bu ikinci gruptaki kalabalığı artıralım. Bir nefes, bir nefes daha; hayatın, hayatta olabilmenin bir “mucize” olduğunu anlayalım. Bize verilen hiçbir şeyi, hor kullanmayalım. Daha farkında olarak, yeni bir bilince evrilme zamanı.
İnsanlık, acıyla birleşti ama yeni bir bilinçle evrilmeye geçiş de başladı. Dualite, içinde tezatları barındırır. Yaşadığımız bu kaosun içinden yeni bir birlik, yeni bir yükseliş başlayacak.
Tabii ki çok şey değişecek.
Dijital bir çağdaydık, şimdi yapay zekâ bizi gözetlemekten çok bizi yönetir hale gelecek.
Bu yüzyılın en büyük bilim insanlarından biri olan Prof. Stephen Hawking’le röportaj yaptığımda onun muhteşem zekâsından çok zarif ruhu beni etkilemişti.
Hawking, vefatından önce insanlığı uyardı. “Yapay zekâya dikkat edin, gün gelir yapay zekâ insan zekâsını geçebilir. Bu da insanlığın sonu olabilir,” dedi.
Kim bilir?
Bu günler geçip dijital para, dijital eğitim, dijital ilişki derken sevgili Hawking’in yıllar öncesinde öngördüğü başka bir kaosa girmeyelim?
Haydi, bugün sadece kendimiz için değil, tüm insanlık için iyi bir şey yapalım, hayat misyonumuzun ne olduğunu anlayalım.
Tüm evrene sevgi gönderelim.

Evinize geliyoruz.

Bana gelince, yıllardır ana akım yazılı ve görsel basın yurtdışı temsilcisi olarak dünyanın sayısız yüzüyle röportajlar yaptım. Çoğu arkadaşım oldu. Dile kolay, tam iki bin dünya yüzü ile röpörtaj yaptım. Pakistan, Afganistan, İran, Irak, Küba Guantanamo Askeri Üssü gibi sıcak bölgelerden bildirdim. Haber deyince nefes alış verişim bile değişir. Ama beni en çok etkileyen, gittiğim savaş bölgelerinde ve spiritüel yolculuğumda eğitimler aldığım, seminerler verdiğim dünyanın ücra köşelerinde, hiç tanımadığım ama ruh aileme katılan insanların hikâyeleri oldu. İnsan hikâyelerini seviyorum. Gazeteci olarak bu hikâyeleri en merkezinden alıp hiç katıksız size sunmak en sevdiğim şey.
Yıllar içinde dünyanın nerdeyse bulunmadığım coğrafyası, tanışmadığım dünya yüzü kalmadı. Ama insan her koşulda, her yerde, her şekilde aynı. Ve aslına bakarsanız, illüzyonun aksini göstermesine kanmazsanız, gerçekliğin tek olduğunu göreceksiniz.
Hepimiz eşitiz.
Ben her hafta hem yeni hem de arşivde olup da bir türlü vakit bulup derleyemediğim röportajlarımla size geliyor olacağım. Farklı hikâyeler, farklı görüşler ve bilgilerle.
Pozitif bir etki, ufacık bir değişiklikle başlar, sonra dalga gibi yayılır. O dalga yeni bilinç, yeni uyanış ve farkındalık olur.
Hepimizin bir diğerinin hikâyesinden öğreneceği çok şey, alacağı ışık var.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir